''Sıra sende.''
Kulaklarıma ulaşmaya çalışan sesi duymazdan gelmeye çalıştım ama içimde bir şeyler daha da sıkışıyordu. Ofisin soğuk floresan ışıkları, gözlerimi delip geçiyor, beynime işkence ediyordu. O soğuk, keskin ışıkların altında, karşımda bomboş bir masa duruyordu; sanki bu masanın üzerindeki her şey, bana hiçbir şey anlatmıyormuş gibi oradaydı. Asıl boşluk içimdeydi. Ne kadar çok çalışırsam çalışayım, o boşluğu bir türlü dolduramıyordum. Bilgisayarımın ekranına bakarken, beyaz ışık yüzüme vuruyor, yazdığım kelimeler sanki beni daha da küçültmek için orada duruyorlardı. Derin bir nefes aldım, ama o boğazımı sıkıştıran nefesin, içimdeki kargaşayı yatıştırmaya yetmediğini fark ettim.
Güney'in bakışlarını sırtımda hissedebiliyordum. Söylediği kelimeler hala kulağımı tırmalıyordu. O keskin, tatmin olmuş bakışları, her şeyin bittiğini söylüyordu. Gözlerindeki o zafer gülümsemesi, içimi garip bir öfkeyle doldurdu. Dişlerimi sıkarak elimdeki kalemi sertçe masaya bıraktım. Bir an, o kalemin masaya çarpan sesi, bir çekiç gibi beynimde yankılandı. Kendime hâkim olmalıydım, ama bu gidişle sonum, Yaren gibi olacaktı.
Kovulacaktım.
Her şey pamuk ipliğine bağlıydı, ama o iplik çoktan koptu gibi hissediyordum. Sandalyemde gergince doğruldum, belim ağrıyordu ama bu ağrı, içimdeki sızıyı hissetmeme engel olamıyordu. Bilgisayar ekranındaki kelimeler, birbirleriyle yarışarak dans ediyordu. Aklım, sadece bu felaketi nereye kadar götürebileceğimi çözmeye çalışıyordu. Eğer bu haberi patronuma götürsem, Yaren'den bile daha kötü olurdum. Üç yıldır burada çalışıyordum ve medya sektörü, içine çektiği herkesi mercimek gibi öğütüyordu.
Berbat bir editördüm. En azından Eray Bey'in gözünde. Bunu biliyordum. Gözlerimi baş düşmanım Güney'e çevirdiğimde, gözlerinde kan kokusu almış bir avcının o parlak ışıltısı vardı. Güney, ajansın göz bebeğiydi. En iyi magazin haberlerini o yakalardı ve nasıl yaptığı hâlâ bana bir gizem gibi geliyordu. İçimde, gözlerimi ondan ayırmama neden olan bir hırs kabardı. Derin bir nefes aldım, ama bu nefes bana sadece daha fazla sinir verdi.
''Minel.''
İsmimi duyduğumda irkildim. Zeynep'in sesi, içimdeki tedirginliği daha da büyüttü. O an, Zeynep'in gözlerindeki panik, beni derin bir boşluğa sürüklüyordu. Bir şey olmuştu, ve Güney bunun farkında olmasın diye Zeynep çabalıyordu ama bu çaba, farkında olmadan dikkat çekmemize sebep oldu. Zeynep'in panik içindeki bakışları, bana her şeyin bittiğini söyleyen bir uyarıydı.
Hızla yerimden kalktım.
"Hadi gel, kahve yaptım," dedi Zeynep, bir bahane bulmuş gibi gülümsedi ama bu gülümseme, herhangi birinin dikkatini çekmeyecek kadar sahteydi. Güney bize şüpheyle baksa da, ilgisini başka yöne çevirdi. Ofisten çıktığım anda Zeynep, beni hızla toplanma alanına sürükledi. "Kızım, biz bittik, Güney'in elinde öyle bir haber var ki.." dedi sıkıntıyla Zeynep.