Geleneksel ev kızı bentlerini çiğner çiğnemez, soluğu Mimarlık Fakültesi’nde aldığı günün üstünden tam dört yıl geçmişti. Reyhan, bu süre göz açıp kapayana kadar geçti demek için her şeyini verirdi. Ancak üç ızbandut kılıklı ağabeyi, daha gözünü açmasına müsaade etmemişti ki. Haziran ayının, ülkenin diğer şehirlerine göre sıcaklığını daha fazla hissettirdiği bugün nihayet mezun oluyordu da, sınıfta dişi başına düşen erkek ortalaması konusunu bir süre rafa kaldırabilecekti. Elbisenin içinde şimdiden terlemişti.
“Reyhan, bir çıkamadın odadan! Yüzün gözün bitti, vücuduna mı sürüyorsun boyaları nedir?”
Erhan Göbekli, en büyük ağabeyiydi. Bu aileye Reyhan’dan on bir yıl önce gönderilmişti. Allah başka dert vermesin elbette, ancak koca adam yürüme mesafesinde olan kampüse neredeyse her gün onunla birlikte gelmişti. Onu ilkokul öğrencisi gibi okula götürdü, demek daha haklı bir tabir olurdu ki, sevgili (!) ağabeyinin hakkını yiyemezdi. Götürüp getirirken elinden tutmamıştı, Allah’ı var şimdi.
“Hafif bir makyaj yapıyorum Erhan Abi. Mezun oluyorum ya bugün hani.”
Giydiği yeşil elbiseye uysun ve iri kahverengi gözlerine yakışacağını düşündüğü, toprak renklerinde far sürmüştü. İnce telli, omuzlarına değer saçları, sabah gittiği kuaför nasıl becermişse fönle daha gür görünüyordu. Yüzü Allah vergisi oval, elmacık kemikleri dolgundu ancak boynundan aşağısına bakmaya henüz hazır değildi doğrusu.
“Yüzüne badana boya yapmadan diplomanı vermeyecekler
mi?”
Serhan Göbekli, ortanca ağabeyiydi. Erhan’dan üç yaş küçüktü. Büyük abisinin aksine, okula giderken ağabeylik taslamamıştı. Onun mesaisi okul çıkışında başlıyordu. Her senenin başında eklediği seçmeli derse kadar, tüm derslerinin başlangıç ve bitiş saatini bilirdi. Sorsan kendi doğum gününü bilmezdi ama ders bitiminde kapıda biterdi. Ders çıkışlarında ona soru soran erkek falan olursa, okul binasından çıkmayıp içeride halletmeye başladığı ilk senesi film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kapı önünde dayak yemesine ramak kalan sınıf arkadaşı Ahmet, o günden sonra yüzüne bile bakmamıştı. Serhan’ın onu tehdit etmesine sebep olan olay ise Reyhan’dan aldığı bir yanıt için teşekkür temalı omzunu sıkmaktı sadece.
“Bölüm birincisi olduğum için her türlü verirler galiba.” Bunu
dememeliydim. Dememeliydim...
“Çık o zaman! Bir elbise, bir cüppe giymek kaç dakikanı alacak, anlamıyorum ki? Biri için hazırlanıyorsan orası başka tabii.”
Seyhan Göbekli de en küçük ızbanduttu. Yaşının kendisine en yakın olması da dahil olmak üzere, bütünüyle nefret ettiği tek aile ferdiydi. Diğerlerini iyi kötü irade ediyordu. Onu ne okula götürmüş ne de okuldan gelip almıştı Seyhan. Fakat on sekiz yılını, doğduğuna pişman olarak geçirmesinde en büyük rol onundu. Aralarındaki sene olarak bir, ay olarak bir buçuk yıllık farkı; o bir yaşla ters orantılı eziyetleriyle çıkarmayı başarmıştı. İkizi olsa bu kadar yapışık olamazlardı.
“Sizin korkunuzdan bana selam bile veremeyen bir karşı cins mi kastın Seyhan?