Kitaplar Özellikler İletişim İndir
ATEŞ HATTI
Askeri

ATEŞ HATTI

542Beğeni
2,747Okunma
76 Bölüm
144,993Kelime
12 saat 5 dkSüre
15.04.2026Tarih
Zengin ve köklü bir ailenin oğlu olan Afşin Ateş, babasıyla düştüğü bir anlaşmazlık sonucunda evi terk ederek askeri okula gider. Mezun olduktan sonra araları düzelse de mesleğinden vazgeçmez, kendinden ödün vermez. Bu yüzden babasıyla da babasının sözünden çıkmayan amcalarıyla da kardeşleriyle pek iyi anlaşamaz.
Çilem Yılmaz, deli gibi aşık olduğu adam tarafından terk edilmesine rağmen onu sevmekten vazgeçmemiştir ama artık ondan deli gibi de nefret etmektedir...
Kuzeninin düğünü için gittikleri Kahramanmaraş'ta eski sevgilisi nispet yapar gibi kolunda sözlüsüyle piyasaya çıkınca çocukça bir hata yapar.
Düğüne gelen askerlerden biriyle muhabbete başlar... Ama bu muhabbet hayatı boyunca pişmanlığını taşıyacağı bir şekilde sonuçlanır.
Afşin ile Çilem'in yolu, birkaç yıl sonra askeriyede kesişir...
Afşin, Çilem'in hayatını alt üst etmiş olmasına rağmen karşı karşıya geldiklerinde kızı hatırlamaz bile...

Bölüm 1

Düğün fena kalabalıktı. Çilem, kuzenleriyle birlikte kenara sıralanmış sandalyelerden birinde oturuyordu.

Kızlar kıkırdayarak etrafı izlerken Songül, “Sıkıldım,” dedi. “Toplanıp geldiğimize de değseydi keşke.”

Çilem, hafifçe gülümseyerek kıza yaklaştı.

“Ben senin neden sıkıldığını biliyorum kızım, aradığını bulamadın diye!” deyip kıs kıs güldü.

Daha liseden yeni mezun olmuş olan kuzenleri Betül, internetten tanıştığı bir askere aşık olmuş, babası ben askere kız mız vermem deyince de adama kaçmıştı.

Olay aileler arasında tatlıya bağlanmış, aceleyle düğün dernek kurulmuştu. Kızlar ise bu durumdan eve döndüklerinde haberdar olmuştu.

Songül, damadın asker olduğunu öğrendiğinden beri damadın arkadaşlarını görmeyi bekliyordu.

Songül, etrafı süzmeye devam ederken “Okulda anlatacak bir şeyler çıkmasın mı? Herkesin sevgilisi var, yoksa takıldığı var, yoksa aşık olduğu biri var… Sap geldik sap gideceğiz böyle giderse… En azından şöyle bişi gördük diye hava atardık, biraz da uydururduk ya!” dedi.

İkisi de aynı üniversitede ama farklı bölümlerdeydiler.

Çilem, Gaziantep Üniversitesi – fen edebiyat fakültesi, Arap dili ve edebiyatı bölümüne okuyordu. Ailesi ilahiyat okumasını istemişti ama buna da razı olmuştu.

Mezun olunca öğretmenlik yapamasa bile tercümanlık yapabileceğine inanıyordu. Tabi okumasına zar zor izin veren babası, çalışmasına izin vermeyecekti, biliyordu.

Songül ondan biraz daha şanslıydı. Eniştesi babası gibi düşünmüyordu. Kızların okuması gerektiğini savunuyordu.

Songül, ilk okul zamanından beri özel dersler almıştı. Tıp fakültesinde okuyordu.

Finallerden sonra eve dönmüşlerdi. Ders çalışmak için vakit bulduklarını düşünürken, aileleriyle birlikte Kahramanmaraş’ta bir köy düğününe gelmişlerdi.

Songül, köyde büyümediği için etrafa bakınca bile eğleniyordu aslında ama ömrünün çoğu köyde geçen Çilem için onun gibi değildi.

Songül, sandalyesini çekip Çilem’e daha da yaklaşırken “Şu arkamızdaki kızlar neden bahsediyor?” diye sordu.

Çilem, kaşlarını çatıp odaklanırken hafifçe yan döndü. Hafifçe tebessüm ederken “Seninle aynı şeyden,” dedi.

“Damadın kuzenlerinden bazıları sanırım, arkadaşlarını görmeyi umuyorlar…” dedi.

Songül, “Aklın yolu bir,” diye fısıldadı.

Çilem, “Askerleri abartıyorlar bence… Çoğu çirkin, kaba saba herifler…” diyerek burun kıvırdı.

Songül, “Bazıları da doktorları abartıyor… Sınıfımda da üst devrelerde de bir tane eli yüzü düzgün herif yok. Bir de havaları var ki… Doktor oluyorlar ya, herkes üzerlerine falan atlayacak sanıyorlar. Ama bizim milletin kızlarına da müstahak biliyor musun? Haklı çıkarıyorlar! Ne kadar çabuk kandıklarını gördükçe hepsini kolundan tutup bir kenarda tokatlamak, kendinize gelin, az gururlu olun falan demek istiyorum! Salaklar ya…” dedi.

Çilem, yavaşça ayağa kalkıp kendine dik dik bakan annesine doğru dönerken “Annem çağırıyor, ben