Kitaplar Özellikler İletişim İndir
AY IŞIĞI KUYUSU
Gençlik

AY IŞIĞI KUYUSU

21Beğeni
389Okunma
14 Bölüm
58,652Kelime
4 saat 53 dkSüre
05.07.2026Tarih
Kamer, en yakın arkadaşını zamansız bir şekilde kaybettiğinde derinden sarsılmış bir lise öğrencisiydi. Çınar'ın intiharının üzerinden geçen bir yıl ise ne acısını dindirmeye yetmişti ne de bu ölümün gerçekliğine inanmasına... Vaktinde çok sormuş olsa da aldığı tek karşılık sessizlik olduğundan ona da susmak ve hissettiği yasla kendi içine çekilmek kalmıştı.
Ta ki... Tek şüphelisiyle hayatları yeniden kesişene kadar.
Çınar'la birbirlerinden nefret ettikleri gün gibi ortada olan o karanlık çocuk, Sıraç Arhan, Kamer'i bir tehditten kurtardığında bir şeylerin de kilidi çözülmüştü. Artık ne Kamer o soruların peşinden gitmekten vazgeçebilirdi ne de Sıraç onu bu gerçeği aramaktan alıkoyabilirdi. Geriye o tehlikeli soruların cevaplarını bulmak için birlikte yürümelerinden başka yol kalmamıştı.
"Hiçbir sır, sonsuza kadar saklı kalmazdı. Mezara gittiği düşünülenler bile..."

TANITIM & PROLOG

AY IŞIĞI KUYUSU

|12.10.2021|

🌙

TANITIM

Kör çığlıkların süslediği o gece, birçok şeye şahitlik etmişti. Bir genç kızın dinmeyecek gözyaşlarının miladı olmuştu. On sekiz yaşında bir çocuğun son nefesi olmuştu. O gece, bir adamın özgürlüğünün sonu olmuştu. O gece birçok şey olmuş ve birçok şey geriye dönmemek üzere değişim denilen rüzgârın esaretine boyun eğmişti.

O gece, sessizlik kazanmıştı.

O gece, yalnızlık kazanmıştı.

Ve o gece, bir ruhun en büyük düşmanı olan çaresizlik kazanmıştı.

Hepimiz... Hepimiz kaybetmiştik o gece.

Yalnızca ölüm kazanmıştı.

-

PROLOG

#Cem Adrian, Bir Katilin Ellerinde.

21 Kasım 2018, Sırmadağ

Mezarlıkta gecenin karanlığında dikiliyor ve karşısındaki mezar taşına bakıyordu. Suretinden ne düşündüğü anlaşılmayacak bir hâldeydi. Gözlerini diktiği isimden ne kadar nefret ettiğini hatırlıyordu ama o burada olmayı hak ediyor muydu? Belki de tam tersi olmalıydı. Kendisinin bu sonu daha çok hak ettiğini biliyordu.

Bir katil değil, bir maktul olmak...

Yavaşça eğildi ve gövdesi mezar taşına bakacak şekilde yere çömeldi. "Neredeyse bir yıl oldu," dediğinde sesi bir fısıltıdan farksızdı. "Nasıl oldu da yokluğun varlığından daha çok canımı sıkmayı başardı?"

Küçük histeri bir tebessüm dudağının sol kenarına oturdu. Ondan kurtulmuştu, artık yoktu, varlığının engel olduklarının daha kolay olması beklenirdi. Ama değildi. Her şey daha kötü bir hâldeydi. Dağınıktı. Eksikti. Uzaktı...

"Nasıl yokluğunla bile var olmaya devam edebilirsin?"

Eğer yokluğuyla var olmaya devam edecekse neden ölmüştü o zaman? Ölmesinin ne anlamı vardı? Yaşanılan, hissedilen bunca şeyin ne lüzumu kalıyordu?

Kendisini düşünmeden edemedi. Eğer Çınar yerine ölen kendisi olsaydı onun yokluğu bu kadar var olabilir miydi?

Kaçamadığı kederin emaresi tebessümünde belirdi.

Cevabı çok iyi biliyordu.

Parmaklarında kanı olduğu mezara dokundu. Keşkelerin hiçbir anlamı olmadığını çok iyi biliyordu o yüzden bunu aklından bile geçirmemişti. Gözlerinin önüne bu gece onu buraya getiren sebebi geldiğinde yutkundu. Biliyordu ki eğer dilinden bir keşke dökülecekse bu Çınar'a ait olurdu. Ancak parmaklarının altında yatan bedenin neden öldüğünü hatırlaması, hiç teşebbüs etmediği dileğini de geçersiz kılmasına yetmişti.

Değerdi.

Bazı ölümlere, kedere, karanlığa değerdi.

Göğsünü delip geçen acıya, dayanamayacağı gözyaşlarına, ruhunu sattığı şeytana...

Herkes onu Sırmadağ'ın tepesinde sanarken bir kuyunun dibinde olmasına değerdi.

Yeter ki o kuyudan bile olsa ay ışığını görmeye devam etsindi...

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play