Yine ve yeniden herkese merhaba! Tekrardan farklı bir kurguyla sizinle buluştuğum için çok mutluyum. Kurgusunu seneler önce büyük bir zevkle hazırladığım lakin yayınlamaya fırsat bulamadığım "BEN KİMİM?" artık yayında.
Beğenilerinizi ve yorumlarınızı esirgemeyin lütfen, şimdiden teşekkür ederim.
UYARI!
Okuyacağınız kitaptaki kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçeklikle hiçbir alakası yoktur.
Keyifli okumalar...
"BEN KİMİM?"
İlerideki kendi cenaze törenime bakıyordum. Evet, yanlış duymadınız; kendi cenaze törenim... Bir insan kaç kere kendi bedeninin mezara konulduğunu görebilirdi ki? Ya da ailesinin tükenmiş, paramparça olmuş halini... Bu benim hikayemdi. Ya da kim olduğumun hikayesi
(2 HAFTA ÖNCE)
"Hazal, İhsan Müdür seni odasında bekliyor."
Yediğim yemek boğazımda kaldığında, Asena şiddetle sırtıma vurdu. İhsan Müdür beni neden çağırmıştı ki? Yanımda oturan Yusuf'la göz göze geldik. İhsan Müdür'ün bu okuldaki varlığımdan bile haberdar olduğunu düşünmüyordum.
Ayağa kalkıp, "Müdür beni niye çağırıyor Ulaş?" dedim. Yüz ifadesine bakılırsa Ulaş'ın da pek bir fikri yok gibiydi.
"Bilmiyorum Hazal, hemen odasına gelmeni emretti."
"Hadi git de öğren bakalım, sana ne diyecekmiş," diyen Ömer'e başımla onay verdim. Öğrenelim bakalım müdürümüzün bizi ani çağırma sebebini.
Müdürün odasına girdiğimde önündeki dosyalara odaklanmıştı. Gözlüğünün altından bana sert bir bakış fırlatıp, oturmam için köşedeki koltuğu işaret etti.
Dosyalara göz ucuyla baktığımda, yanlış görmediysem üzerine kırmızı bir çarpı işareti atılan fotoğraf bana aitti. Fotoğrafımın üzerine çarpı atılacak kadar ne yapmıştım ben? Ya da ne yapacaktım?
"Beni çağırmışsınız müdürüm."
İhsan Müdür, "Konuşacaklarım var seninle," diyerek ayağa kalktı ve odanın kalın perdelerini sıkıca kapattı. Oda bir anda kararmıştı; tıpkı İhsan Müdür'ün bakışları gibi. Henüz 15 yaşında sıradan bir öğrenciydim ve bu gizem benim için fazlasıyla ağırdı.
Anlamaz gözlerle İhsan Müdür’e baktım, ne yapmaya çalıştığını çözmeye çalışıyordum.
"Hazal, biliyorsun geçen ay Amerika’daki istihbarat şefimiz şehit oldu."
O olayı okulda duymuştuk. Görevi açığa çıkınca, canice hayatına son vermişlerdi.
Başımı salladım. "Biliyorum müdürüm."
"Lafı uzatmayacağım Hazal. Amerika’ya yeni istihbarat şefi olarak sen gideceksin."
Yutkundum...
Ben sıradan, askeri okulda okuyan genç bir kızdım. Nasıl olacaktı bu? Hem ben nasıl yapacaktım? Bu imkansızdı.
"Ben yapamam müdürüm. Çok gencim, aldığım eğitimler belli. Nasıl altından kalkacağım?"
Yapamazdım, akıl kârı değildi bu. İhsan Müdür, son söylediklerimle birlikte sesini yükseltti:
"Yapar mısın demiyorum Hazal, sana emrediyorum! Hepimiz bu vatan için bir şeyleri feda ediyoruz. Senden de kendini feda etmeni istiyorum."
İhsan Müdür’ün sesi o kadar gür çıkmıştı ki, cevap vermemi beklemeden elime benim için hazırlanan kalın dosyayı tutuşturdu. Hemen yanımdaki masadan güç alarak doğruldum ve nizami bir askeri selam verdim. Bu görev için seçilmiştim ve bu saatten sonra benim için geri dönüş yoktu.
"Emredersiniz müdürüm."
...
Ölüm haberimin yayılmasından tam 5 sene sonra, görev için hazırdım. 5 yıl boyunca bir dakika bile durmadan, ne benim onların