"Astsubay Fırat Kırdağ, üste fiilî taarruzdan yargılanacaktır. Taburda sevk ve idare ettiğin personeli buraya çağır. Tek tek ifadelerini alacağız." Askerî Savcı Köprülü, dün öğleden önce onun şahsi numarasını arayıp emir vermişti. Gece uykusu kaçmıştı.
Fırat Kırdağ, Genelkurmay'ın emriyle Özel Görev Gücü statüsünde oluşturulan 24 kişilik Ahal Teke Takımı'nın Pusat Timine bağlı bir askerdi. Hep uçta olmak nasıl hissettirir biliyordu, bir zamanlar o da uçtaydı. Askerî terminolojide buna pointman yani öncü denirdi; timin gözü kulağı olup emniyetini sağlamak için en önde yürümek... Kaç defa yapmıştı? Saymasına gerek yoktu. İşte tam da bu nedenle şu an bu gencin soruşturmasını haksız buluyordu. İfadeye çağırıldığı Trabzon Özel Kuvvetler Komutanlığı binasının arkasındaki park alanında dikiliyordu.
Bir aylık sakalının verdiği rahatsızlık ikiye katlandı. Piyade'den Özel Kuvvetler'e gelmiş bir insan olarak bu yoğun tempoya alışmıştı alışmasına ama günlerce ya da aylarca tıraşsız gezmek... İşte bu ona garip geliyordu. Harbiyeden beri daima tıraşlı ve disiplinliydi. Pusat'ın Araçlara Fısıldayan Adamı'ydı. Lojistik deneyiminin yanında Pointman'di.
Kalçasını dayadığı eski tip bordo Renault'un sol ön kapısı açıldı, içinden bir kadın çıktı: Mustang marka gözlüklerini saçının üzerine takmış Astsubay Üstçavuş Saliha Aydoğan; hangi silah geri tepmesinin daha kuvvetli olduğunu bilen, mermiyi idareli kullanarak timi koruyan bir askerdi. Saliha, koyu siyah saçını bir çırpıda topladı. Zamanın geldiğini saatine bakarak gösterdi.
"Komutanım, geciktik." Dakikalardır park alanındaydılar, genç kadın karşısındaki adamın yüzüne baktı. Yüzündeki ifade, yılların yorgunluğunu taşırken gözlerin etrafındaki kırışıklıklar yaşanmışlıkların iziydi. Bu operasyondan döndükten sonra birkaç yaş daha almıştı sanki.
"Farkındayım Üstçavuş Saliha. Biz kaç yıldır tanışıyoruz?" Sesi ne çok alçak ne de çok yüksekti. On iki yıldır tanıyordu onu; içinden geçen cümle buydu. Kadınlarla konuşurken hep sesini aynı seviyede tutmaya özen geçen adam, nasırlı ve büyük ellerinin arasında tuttuğu ev anahtarına uzunca baktı. Gözünün içi titremeye başladı.
"Komutanım, on iki yıl oldu. Harp Okulu'ndaki o seminerinizden beri..." Beklediği cevap gecikmeden geldi fakat adam duymadı. Bu anahtarlıktaki metal anahtar iki kişilik bir bisiklete aitti. Bisiklet ve bisikletin üzerindeki siluetler bir görünüp bir kayboldu.
"Komu-" Saliha, adamın titreyen gözlerini fark etti; o anahtarın kızına ait olduğunu biliyordu. Su yeşili, torununa çok yakışıyordu... Boğazını temizleyerek elini adamın omuzuna koydu. "Bayezid ağabey, içeri girmeliyiz."
Genç kadının bu samimi hitabıyla gerçeğe geri döndü. Bayezid Taşlıcalı; sarı saçları ve çakır gözleriyle girdiği ortamda dikkat çeken bir adamdı. Zihninde "Bu anahtarın ait olduğu daire artık dört duvardan ibaret." cümlesi yankılandı. Anahtarlığın ucundaki su yeşili bebek patiği figürüne verdi