Kitaplar Özellikler İletişim İndir
Günaydın Esma
Aşk/Romantizm

Günaydın Esma

2Beğeni
80Okunma
6 Bölüm
9,346Kelime
47 dkSüre
22.01.2026Tarih
Esma, geçmişin acılarını geride bırakmak isterken kendini yeniden aynı hikâyenin içinde bulur.
Bir zamanlar sevgisini hiçe sayan Mehmet, şimdi geç kalmış bir kalple karşısındadır.
Ne var ki, Esma artık o eski Esma değildir.

Yıllar, ikisini de değiştirmiştir; biri sevmeyi yeni öğrenmiş, diğeri sevilmemeye alışmıştır.
Şimdi ise aynı şehirde, aynı sessizlikte birbirlerini yeniden keşfetmeye çalışırlar.

Aşk ikinci bir şansı hak eder mi?
Yoksa bazı kalpler bir kez kırıldığında, bir daha hiç eskisi gibi atmaz mı?

1.Bölüm (Çay, Çarşaf Böreği ve Kalp Çarpıntıları)

Kimsenin dikkatini çekmeyen, duvarda öylece asılı duran tabloya takılmıştı gözlerim. Gözlerimle birlikte zihnim de dolaşıyordu: Tablodaki yalnızlık mıydı, yoksa gecikmiş bir mutluluğun habercisi mi?

“Bizim çocuğun hiç ilgisi yok Türkçeye,” dedi Filiz Hanım, tok sesiyle düşüncelerimi bölerken. “Evde sürekli matematik çalışmak istiyor. ‘Çık biraz arkadaşlarınla oyna’ diyorum, dinlemiyor. Biraz sosyalleşmesi gerek, değil mi öğretmen hanım?”

İçimden, “Yalnızlıkla mutluluk belki de sandığımız kadar uzak değildir birbirine,” demek geçse de, dışarıya sadece beklenilen cümleyi sundum.

“Evet Filiz Hanım,” dedim. “Zaten okulda yoruluyorlar, serbest zamanlarında arkadaşlarıyla vakit geçirmeleri hem sosyal gelişimleri hem de akademik başarıları için faydalı olur.”

Oğlu Sefa’nın matematikle pek arası olmadığını da, sınıfta ne kadar sosyal olduğunu da iyi biliyordum. Ama Filiz Hanım gibi insanlarla gereksiz tartışmaların ne kadar yıpratıcı olduğunu da… ‘Gün’ ortamlarında gerçekler değil, nezaket kazanırdı.

“Kızım, çayları tazele istersen.”

İstemem. Ama yine benden beklenen hareketi yaparak, hayatta yapacak daha iyi hiçbir işi kalmamış gibi oturan bir grup kadına çay koymak için kalktım. Kafamdaki düşünceler netleşemeden, içlerinden birinin ağzından çıkan cümle dikkatimi çekti.

“Esma okulunu bitireli kaç sene oldu… İşe de başladı. Yok mu artık bir talibi? Yaşı da zamanı da geldi bence.”

Bence.

Ne güzel bir kelime, değil mi?

“Söyleyeyim de, tepki gelirse ‘benim fikrim’ der kurtulurum” savunması…

“Henüz yok,” dedi annem. “Hem daha yaşı ilerlemedi ki. Esma 27 yaşında. Ben 30’a kadar kızımı evlendirmem, daha ayrılamam ondan.”

Annemin bu cümlesi üzerine, ‘Tabii tabii’, ‘Devir değişti artık’, ‘Kısmet bu işler’ gibi avuntulu sözler havada uçuşmaya başladı. 23 yaşından beri bu tür konuşmalara alışmıştım. ‘Yok mu isteyen’, ‘Kesin konuştuğu biri var da söylemiyordur’, ‘Yüzü güzel ama biraz kilo verse…’.

Alışmıştım.

Ama hissettirdiklerine hâlâ alışamamıştım.

Öğretmen olmam, sınav kazanıp kendi memleketime atanmam, çocukların hayatına dokunmam kimsenin umurunda değildi. Önemli olan ne kadar ‘evlenilebilir’ biri olduğumdu. Öyle aşırı kilolu biri olmasam da toplumun “ideal” kadını gibi değildim. Kıyafet bulabiliyor, özgüvenle giyinebiliyordum ama toplumun bakışına göre bu yeterli değildi. Yeterince “küçük” değildim.

“Kamil Bey’in oğlu… Hani şu İstanbul’da avukatlık yapan. Duyduğuma göre memlekete dönüyormuş. Babasının bürosunda devam edecekmiş. Bir de… evlenmek için uygun bir kız bakıyorlarmış. İsterseniz Hamiyet’in kulağına kar suyu kaçırırım ben.”

Mehmet.

Geri dönüyormuş.

5, 15 ve 25 yaşlarımın kalp ağrısı.

Üniversiteden sonra İstanbul’da kalmış, kendi ayakları üzerinde durmak istemişti. Önce ofis açmış, sonra başka bir büroya geçmişti. “Manisa’ya dönmem” diye yeminler etmişti. Ama işte… dönüyordu.

Bu dönüşün sebebi ben olsun isterdim.

Ama zihnimin daha mantıklı yanı hemen devreye girdi:

Ne olmuştu da Mehmet sözlerinden dönmüştü? Mutsuz muydu? Yalnız mıydı? Yoksa gönlünü kaptırdığı biriyle arası mı açılmıştı?

“Bırakın canım, ne kar suyu, ne baş göz etmesi… Kız tarafından istek götürülür mü hiç?” dedi

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play