Karanlık sokağı yaran aceleci ayak sesleri, gecenin sessizliğini paramparça ediyordu. Bir kadın nefes nefese koşuyor, her birkaç adımda bir korkuyla arkasına bakıyordu. Peşindeydi… Bunu hissediyordu. Kaçması gerekiyordu, kurtulmalıydı. Yakalanırsa ölecekti.
Ölmek istemiyordu.
İmran yaşamak istiyordu. Sadece yaşamak…
Dar ara sokaklara dalmıştı, nereye çıktığını bilmeden, yönünü düşünmeden. Ayakları onu nereye götürürse… Kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi, ciğerleri yanıyor, bacakları titriyordu ama duramazdı. Durursa sonu belliydi.
Derken sokağın başında siyah bir araba belirdi. Park halindeydi ama farları yanıyordu. Motorun sesi hafif hafif duyuluyordu; belli ki birazdan hareket edecekti. O an, İmran için bu araba bir demir yığını değil, son umuttu.
Çaresizlik ne kadar da ağırdı…
Tüm gücünü toplayarak arabaya doğru koştu. Camlara var gücüyle vurdu, yumrukları acıdı ama umursamadı. Sesi titriyordu, kelimeler ağzından dökülürken gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
“Lütfen… Ne olur açın kapıyı… Beni de götürün buradan… Yoksa öldürecek…”
Şoför irkildi, aynadan arka koltukta oturan adama baktı. Siyah takım elbisesiyle ağırbaşlı duran Şahin Bey, camdan diğer tarafa bakıyordu.
“Efendim… Kadını alalım mı?” diye sordu şoför.
Şahin Bey başını hafifçe diğer yana çevirdi. Kısa, net bir cevap duyuldu: “Evet.”
Kapılar açılır açılmaz İmran kendini arabanın içine attı. Kapıyı kapattığı anda, arkasından gelen öfkeli bir ses sokağı inletti.
“İmran! Neredesin Allah’ın cezası! Çık ortaya, benden kaçamazsın öldüreceğim seni!”
Adam arabayı fark etti, koşarak yanına geldi. Camlara vurdu, bağırdı ama camlar koyu filmle kaplıydı; içerisi dışarıdan görünmüyordu.
Şahin Bey şoföre sakin bir sesle seslendi: “Gidelim.”
Araba uzaklaştı. İmran koltuğa sinmişti; saçı başı dağılmış, üzeri kir içinde, üstüne sinmiş ağır bir koku vardı. Titriyordu.
Şahin Bey’in sesi yeniden duyuldu: “Eve sür, Gökhan.”
İmran irkildi. “E… eve mi?” diye fısıldadı.
Şahin Bey başını ona çevirdi, sesi sert ama tuhaf bir şekilde güven vericiydi. “Benden yardım istedin ve arabama bindin. Eve gideceğiz. Sadece üzerindeki şu pis kokudan kurtulmanı istiyorum. İstersen şimdi seni indirebilirim ama…” kısa bir duraksama oldu, “o peşindeki adam seni bulur ve öldürür. Gerçekten yaşamak istiyorsan, sana yardım ederim.”
İmran sustu. Şu an bu arabadan inmek istemiyordu. Çünkü dışarıda ölüm vardı ve o ölmek istemiyordu yaşamak istiyordu.
Bir süre sonra araba durdu. Şoför inip Şahin Bey’in kapısını açtı. Şahin Bey indi, ardından arabada kalan İmran’a baktı.
“Korkma,” dedi, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle. “Adam yemiyoruz.”
İmran çekinerek indi. Önünde Şahin Bey, arkasında Gökhan, en arkada da kendisi… Sessizce yürüdüler. Kapının önüne geldiklerinde kapı açıldı. Elli, altmış yaşlarında, yüzü yumuşak ifadeli bir kadın karşıladı onları.
“Hoş geldiniz Şahin Bey,” dedi zarif bir edayla.
“Hoş bulduk Zühre abla,” dedi Şahin Bey. Sonra hafifçe arkasına dönüp İmran’ı işaret etti. “Misafirim. Onunla ilgilenmeni istiyorum.”
Zühre gülümseyerek başını salladı. “Merak etmeyin efendim. Misafiriniz ile en iyi şekilde