TANITIM
Yıllar boyunca çekilen ızdıraplı günlerin ardından nihayet sıra gelmişti.
Unutulmuş bir sevgiye, asla yumuşamayacak bir kalbe yalvarmanın ötesine geçilecekti. Duymamanın ve buna sebep olanların elbette bir bedeli olacaktı.
Yeniden döndüğüm bu şehir, geçmişi yüzüme çarpıyordu.
O çamurun içinden çıkarılmasaydım, bugün yapacaklarımın onda birini bile yapamazdım. Şehrin siluetine bakarken geçmiş, gözlerimin önünden ağır ağır akıp gidiyordu.
Sağır Gamze…
Çamurun içine itilmiş, aşağılanmış, sessizliğe mahkûm edilmiş bir hayat.
Bu geçmişin bir adı yoktu.
Geçmişle yaşanmazdı zaten.
Ama zamanı gelmişti. Çünkü bu bitmeden, gelecek diye bir şey yoktu.
Yıllar boyunca anlaşılamamanın verdiği hüzün ve korku içimde birikti. Ağır duymanın yükü, sessizliğin ardına saklanan öfkeyle birleşti. Yollar uzadıkça huzursuzluğum arttı, içimdeki isyan dinmedi. Üzerimdeki çamur hiçbir zaman tamamen temizlenmedi.
Bu, bir intikam hikâyesi değildi.
Bu, sessizliğin çığlığıydı.
Ya bu çığlık dinecekti…
Ya da ben, onun içinde kaybolup gidecektim.
Fırtınanın Başlangıcı
Şehre girdiğimiz süre boyunca işitme cihazımı takmış, kulaklarım görünmesin diye saçlarımla özellikle örtmüştüm. Bu bir fırtına değildi; çok daha şiddetli, yıkıcı bir şeyin hazırlığıydı. Asla af yoktu. Gamze olarak, hayatımda yarım kalmış ne varsa, tüm taşları tek tek yerine oturtmam gerekiyordu.
İzmir’e daima âşık olmuştum. Ancak yaşadığım şehir için bunu söylemek mümkün değildi. Elimde tuttuğum zarfları adreslerine ulaştıracak olmanın heyecanı kalbimi yerinden çıkaracak gibiydi. Yıllar sonra Metin’i görecek olmam ise bambaşka bir histi. Duygu’yla birlikte bana yaşattıklarını düşündüğümde, içimde eski acının yerinde artık soğuk bir kararlılık vardı. İnceldiği yerden kopacaktı.
Amacım kötülük değildi. Asıl istediğim, farkına varmalarıydı. Tüm bunları yaşamış biri olarak neler yapabildiğimi, neleri başardığımı görmelerini istiyordum.
“Adres burası mıydı? Değişmiş de olabilir.”
“Hayır, eminim. Uzun zamandır takip ettim. Yerini hiç değiştirmedi. Evlendi ama bu evden ayrılmamak konusunda hep ısrarcı oldu.”
“İsmi ne demiştin? Duygu, doğru mu?”
“Evet. Duygu. Kocasını iç güveysi yapacak kadar kendine düşkün, bencil biri.”
“Tamam. Seni bekliyorum kızım. Daha gideceğimiz çok adres var.”
Zamanlama takıntısına bayılıyordum. Sanki Duygu’yla oturup sohbet edecektim. Kapıya mektubu bırakıp gidecektim, hepsi bu. Etrafa hızlıca göz gezdirdikten sonra zarfı kapının altından içeri bıraktım ve hemen oradan uzaklaştım. O mektubu alacaktı. Aklına geldiğim anda ne düşüneceğini bilmek isterdim.
Arabaya biner binmez aynı işlemi tekrarlamak için birkaç mahalle daha dolaştık. Görünmemeye çalışmak hem heyecanlı hem de stresliydi.
“Nihayet bitti. Stresten karnım acıktı. Devrim amca, sen acıkmadın mı?”
“Hiç sormayacaksın sandım. Evet, acıktım.”
“Aman, sen de yaptın abi. Alt tarafı beş ev gezdik.”
“Aklında ne var, yıllardır tanırım seni. Bu kadar acıdan sonra yenisinin eklenmesinden korkuyorum.”
“Abi, beni o çamurun içinden çıkardığın günü asla unutmadım. Sadece farkında olmalarını istiyorum.”
“Boş versen olmaz mı? Kazanacağın bir şey olmayacak.”
“Olacak abi. Benim gibi biri daha olmasın diye uğraşıyorum. Çocuklarının aynısını yapmaması için.”
Arabayı park ettikten sonra bu küçük