Pazar kahvaltısının olduğu gün dördü de ailelerinin yanında olurdu. Bahar konuşan abisine dinlerken telefonu çaldı. Cemre arıyordu, alıp, “Birazdan geliyorum, Cemre arıyor,” diyerek kalktı. Salonun dışına doğru ilerlerken açtı. “Efendim canım.”
“Bahar! Onlar İstanbul’a geliyormuş, hepsi tüm aile.”
Bahar kaşlarını çattı. “Onlar kim?”
“Avcıoğlu ailesi, babam az önce söyledi. Ellerimi yıkama bahanesiyle kalktım masadan, seni aradım. İşleri İstanbul’a taşımaya karar vermişler, en kötüsü de gelmişler. Evlerini almışlar, gemileri limanlara yanaşmış.”
Gözleri büyüdü, yönünü salona çevirdi. “Bilmiyordum. Sonra konuşalım mı babama soracağım.”
“Tamam, gece buluşuruz.”
Cemre’nin telefonunu kapatıp salona döndü. Yüzünden ciddi bir şey olduğunu anlayan ailesi ona dönmüştü. “Avcıoğlu ailesi kırk sene sonra İstanbul’a dönüyor!”
Ablası ve annesi dışında hiçbiri şaşırmadı. Babasının yüzü buruştu, abisi başını iki yana salladı ve Yalın of dedi.
“Biliyordunuz!” dedi Bahar. “Benim neden haberim yok!”
“Ortalığı karıştırma diye söylemedik, koca İstanbul hepimize yeter herhalde,” dedi Gökhan. “Sakin ol Bahar.”
Elinde tuttuğu telefonu sıktı. “Siz neden bu kadar rahatsınız? Neden dönüyor bunlar? Antalya dar mı gelmiş? Kırk beş senedir orada yaşıyorlar, neden neden? Her yerde burnumuzun dibinde bitecekler, aynı dünyanın insanlarıyız.”
“Rahat olduğumuzdan değil, gelme dur diyecek hâlimiz yok,” dedi babası Bahadır Bey. “Neden geldiklerini bilmiyoruz. Bildiğim kadarıyla kendisi gelmiyor, çocuklarını gönderiyor. Kulaktan kulağa yayılan tek bilgi, buradaki işleri büyütmek.”
“Engel olsaydın baba!” Bahar telefonu masaya sertçe bırakıp yerine oturdu. “Bizimle aynı işlerin peşinde koşacaklar, savaş başlıyor görmüyor musunuz?”
“Büyütmesen mi abla,” dedi Yalın. “Daima burada iş yaptılar, evlerini taşımaları neyi değiştirecek?”
“Ablan haksız değil,” dedi babası. “Doğru söylüyor.”
Bahar Yalın’a sırıtıp kaşını kaldırdı. “Buraya yazıyorum, başımıza bela olacaklar ama ben de onları dümdüz edeceğim.”
Bahadır Bey kızına gururla bakıp gülümsedi. “Sen yaparsın, güveniyorum ama bize dokununcaya kadar kimse bir şey yapmayacak. Görürseniz yolunuzu değiştirin, sizinle konuşmaya kalkarlarsa arkanızı dönün. Açıkçası bunca sene sonra bana da biraz enteresan geldi.”
“Eliniz silaha giderse bana anne demeyin!” dedi Nurten Hanım. “Neyse ne! Babanızın dediğini yapın ve geçmişi geçmişte bırakın.”
Bahadır Bey eşine ters bir bakış attı. “Geçmişi geçmişte bırakmayın ama silahlarınıza da dokunmayın.”
Nurten Hanım göz devirdi, aynı ters bakışı eşine iade etti. “İstemediğim bir şey olursa o silahı elime ben alırım. Anlıyor musunuz?”
“Düşmansa düşman, geçmişte kaldı.” Beste kardeşlerinin içinde en ılımlı, annesi gibi düşünen evlâttı. “Ben ilgilenmiyorum, sözünü dinlerim babacım.”
Bahadır Bey kızına da ters baktı. “Anasının genç hâli.”
“O da babasının genç hâli.” Nurten Hanım Bahar’ı işaret etti ama Bahar hiç alınmadı. Omuzlarını kaldırıp gülümsedi.
“Kavga gürültü istemiyorum Bahar,” dedi Gökhan. “Babamı dinle!”
“Ben söz vermiyorum,” dedi Yalın, annesinin aksi bakışlarını gördü. “Kimseyi öldürmeyeceğim anne, bakma öyle.”
“Ben de söz vermiyorum,” dedi Bahar. “Karşıma çıkıp saçmalayan olursa olay çıkar.”
“Biraz makul