Şehir her zamanki gibi kalabalıktı. İnsanlar bir yerlere yetişiyor, hayat olması gerektiği gibi akıyordu. Ama bazı binalar vardı; varlıkları resmiydi, işlevleri belirsizdi. İçlerinde sesler kısılır, isimler gerektiği kadar anılırdı. Çünkü bilginin dolaştığı yerde sessizlik, en güvenli kılıftı.Ve o kapılardan içeri giren herkes, çıktığında aynı kişi olmazdı. Bu şehirde herkes bir şeyler saklardı. Ama bazı kapılar, başkalarının sakladıklarını da saklardı.
İstihbaratın en iyi üyeleri ellerindeki kanın sıcaklığı soğumuş, müdürlerinin beklediği odaya yavaş adımlarla ilerliyordu. Çok değil, birkaç saat önce kulaklıklarının sesini kapatmış; aylardır peşinde oldukları çeteyi yakalamanın gururuyla dolup taşıyorlardı. Şimdi ise, duymazdan geldikleri emirlerin ve başlarına aldıkları belanın ağırlığı çökmüştü omuzlarına.Titreyen dizlerle, gri ve sigara kokusu sinmiş ruhsuz koridorda ilerliyorlardı. Zihinlerinde aynı sorular dönüp duruyordu. Ceza alacaklar mıydı? Görevden men edilecekler miydi?
Ekibin lideri Oğuz, gergin omuzlarını gevşetip üstünkörü bir bakışla üzerini süzdü. Çocukları dilendiren o adamın üzerine fazla gitmişti. Siyah deri ceketinin kollarına bulaşmış koyu kahverengi kanın gölgeleri hâlâ oradaydı.'Keşke değiştirecek zamanım olsaydı.' diye geçirdi içinden. Ama müdürleri buna izin vermemişti.
Arkasından gelen dört çift adım sesiyle gerilim daha da arttı. Bu işte hepsi birdi. Tek tek değil, birlikte bedel ödeyeceklerinin farkındaydılar.Oğuz derin bir nefes aldı, omuzlarını dikleştirdi. Soğuk mavi kapının önünde durdu. Ardına dönüp kısa bir bakış attı. Hepsinin gözünde aynı mesajı gördü: Beraberiz.Gülümsedi. Yumruk yaptığı elini kaldırıp kapıya yavaşça vurdu.Birkaç saniyenin sonunda içeriden boğuk ‘gir’ emrini duyduklarında burunlarından çıkan nefesle sesleri yankılandı. Oğuz kapıyı açıp başını dikerek girdi odaya. Yanına sıralanan ekibine kısaca göz atıp, öfkeden kızarmış müdürüne baktı.
Üzerindeki ceketi çıkarıp deri koltuğun üzerine gelişi güzel fırlatmıştı Levent Müdür. Boynundaki siyah kravatı gevşetmiş, beyaz gömleğini parçalamak ister gibi pantolonun içinden çıkarmıştı. Oğuz gördüğü manzaradan istemsizce irkildi. Her zaman jilet gibi giyinmiş müdürleri şimdi bir saldırıya uğramış gibiydi. Boğazına oturan yumruyu zorlukla yutup ellerini önünde birleştirdi. Omuzları hafif mahcup bir ifadeyle içe büküldü.
Levent Müdür büyük bir sakinlikle makam koltuğuna otururken, masadaki karışmış evrakların içinden sigara paketini acele etmeden bulup eline aldı. Ara ara gözleri karşısındaki avcılarına dönse de konuşmamakta ısrarcıydı. Paketin içinden kalın bir dal sigara alıp kırmızı zipposuyla yaktı. Aslında ofisinde sigara içmezdi. Bu ne kadar sinirlendiğinin sessiz kanıtıydı. Yarısı açık camların, eski havalandırmanın bir faydası olmadığından dikkat eder, yangın merdiveninde gelen geçen insanları izlerken içerdi. Fakat durum şimdi değişmişti. Dudaklarının arasından küfür çıkmaması için bulduğu bir çözümdü bu.
Sigarasından derin bir nefes çekip yarı kapalı gözlerini Oğuz’a kilitledi. Bakışları buluştuğunda karşısında dikilen arsızlar nefes bile almaya çekiniyor gibiydi. İçine çekti birkaç nefes sonrası sigarasını kül