Kitap Yayınlanma tarihi : 24.04.2025
Yarım Kalan Sigara isimli ve içeriği hakkında yazılan ilk kitaptır. Taklidi, kopyalanması durumunda yasal işlem başlatılacaktır. İyi okumalar ...
___
Bölüm 1
Atalay Timi
Aniden bir patlama sesi yankılandı. Emir Kaan mevziye girmeye çalışırken toprak büyük bir gürültüyle havalanıp yağmur gibi üstüne döküldü. Kulaklarında keskin bir çınlama çınladı, ciğerlerine dolan dumandan boğulurcasına öksürmeye başladı.
Emir Kaan, kendini korumaya refleksle çalışırken, telsizden de peş peşe anonslar geliyordu.
"Komutanım! Emir Kaan’ın bölgesi vuruldu! Tekrar ediyorum, Emir’in bölgesi az önce vuruldu!"
Telsizden yükselen Baran’ın sesi çatallıydı. Kardeşim dediği adamın, mevzisi yoğun duman altındaydı.
Anonsu duyan Üsteğmen Alparslan’ın yüzü anında gerildi. Gözleri bir an dondu kaldı, sonra hızla toparlandı. Bir yandan ateş ederken, diğer yandan telsize seslendi:
"Tansu, Göktürk! Emir’in bölgesine en yakın sizsiniz! Durum nedir?!"
Tansu, aceleyle bastı mandala ve cevap verdi:
"Görüş olumsuz komutanım! Aşırı duman ve toz var!"
Alparslan Üsteğmen, sinirle soludu.
"Göktürk, sen ne durumdasın?! Emir, Göktürk, cevap verin!"
Ama ne Emir Kaan ne de Göktürk ses verecek haldeydi. İkisi de dumandan öksürüyor, nefes almaya çalışıyordu. Göz gözü görmüyordu, her yer dumandı. İkisinin de ciğerleri yanarken kelimeler boğazlarında düğümlenmişti.
"Kim kaldı o bölgeye yakın?! Baran, görüş bildir!" diye çıkıştı Alparslan.
Keskin nişancı Baran görüşünü o bölgeye hizalarken gözlerini dikkatle daha da kısmıştı. Tetiğe sarılırken bölgeyi tarıyordu. Tam o sırada İsmail’in panik dolu sesi yankılandı:
"Yiğit Alper! O mevziden hemen çık! Roketatar var! Geri çekil!"
"Baran! İndir şunları artık!" dedi, Alparslan sabrının tükendiğini belirterek...
Ama Baran, çoktan tehlikeyi sezip indirmişti düşmanı.
"Hedef indirildi." dedi Baran sakin ama keskin bir tonda.
Hafif bir rüzgar dumanı dağıtmaya başlamıştı. Sanki çatışmanın ortasında değil de bir anlığına zamandan kopmuş gibiydiler. Sessizlik, sadece çatışmanın uğultusu altında kıpırtısız bir boşluk gibi çökmüştü.
O anda, dumanın içinden bir el kalktı. Parmaklar yavaşça sallandı.
"Göktürk bu! Sağlar!" dedi Tansu, yüreğine yeniden kan yürür gibi.
Hemen ardından boğuk ama tanıdık bir öksürük sesi duyuldu.
"Göktürk...iyi...iyi misin?"
"Emir! Bu Emir’in sesi!" dedi Tansu, gözlerini ayırmadan.
Emir Kaan kaskını hafifçe ittirip başını toprak üstüne kaldırdı. Solgun ama inatçıydı bakışları. Her zaman ki gibi asi duruşu üstündeydi, negatif düşüncelere karşı...
"Emir Kaan, Göktürk?! İyi misin aslanlar," diyerek, yükseldi Alparslan'ın sesi yine telsizden.
Emir Kaan derin soluklar alarak, bastı güçlükle mandala...
"Toprak doldu ciğerimize... Ama sanırım iyiyiz Komutanım," dedi telsizden, yarı öksürerek.
Üsteğmen Alparslan o an derin bir nefes aldı. Gözleri nemlenmişti ama bunu kimseye fark ettirmiyordu. Sesini toparlayıp tekrar bastı, telsiz mandalına...
"Göktürk, Emir Kaan, yerinizde kalın. Tıbbi destek birazdan ulaşacak. Diğerleri, mevzileri bırakmayın, alanı temizlememiz gerek!"
Timden çok geçmeden, yanıt gelirken, Emir Kaan yarı doğrulmuştu direklerinin üstünde...
Göktürk yanına sürünerek yaklaştı, hala boğazını tutuyordu ama gülümsüyordu.
"Seni kurtaralım derken