İlk bölüm için önerdiğim şarkı : Anna Clendening - Help
Mert yattığı yerden doğrulup bıçağıma baktı. “İnci... Ne yaptın?” dedi. Sesinde hayal kırıklığı vardı. Benim kalbimde olduğu gibi.
Elimdeki kanlı bıçağa bakarken aylar öncesini hatırladım. Yalnız olduğum zamanları... O zamanlar bütün bunları hayal bile edemezdim. Sadece yaşamaktı amacım.
Şimdi ise mesele hayatta kalmak değil, kimin yaşayacağına karar vermek. Ve ben kararımı çoktan vermiştim.
3 AY ÖNCE
Ölümün kokusunu tanıyabileceğimi hiç düşünmemiştim. O koku burnuma dolunca içimi bir heyecan kapladı. Bu iki yılda geliştirdiğim en garip özellik belki de. Tek başına hayatta kalmaya çalışırken bir ölünün ne kadar yararlı olabileceğini tahmin edemezdim.
Ve işte... tam orada, ağaçların dibinde, yerde uzanmış bir ceset görüyorum.
Eceli ile öldüğünü umuyordum. Çünkü yağmalanmış bir ceset işime yaramazdı. İhtiyacım olan bir ganimetti.
Cebimdeki mendili çıkartıp ağzımı ve burnumu içine alarak kapattım. Evet, ölüm kokusu heyecan verici ama bu kadar yakından değil.
Mendilimi koklamaya devam ederken cesede iyice yaklaştım. Bir erkek cesediydi. Çok da çürümemişti. Birkaç gün önce ölmüş gibi görünüyor. Neyse ki bu taraftan ormana girmeyi akıl ettim.
Vakit kaybetmeden cesedin ceplerini aramaya başladım. Sol cebindeki çakmağı parmaklarımda hissettiğimde sevinçten çığlık atacaktım. Yine aynı cepteki sigarayı da alıp ikisini de cebime attım.
Uzun zamandır paket sigara görmemiştim. Depremlerin başladığı 2 sene kadar olmuştu. Paket sigaralar da çok çabuk tükenmişti. Ben kullanmıyordum ama işime yarama ihtimali yüksekti.
Umutla adamın kollarını sıvadım ve dağcı saatini görünce hemen onu çıkartmaya uğraştım. Kolu biraz şişmişti ama kolayca çıktı. Saatin yüzeyi biraz pislenmiş olsa da çalışıyordu. Günüm şimdiden güzelleşmişti.
Önceki saatimi yabani hayvanlardan kaçarken kırmıştım. Düştüğüm kayalıklar onu paramparça etmişti.
Adamın göğüs kısmının biraz kalkık olduğunu görünce hemen onu ters çevirmeye çalıştım. Bu şekilde kafasındaki açıklık ortaya çıkmıştı. Yan taraftaki taşın üstünde ise kan lekesi vardı.
İlgimi çeken şey ölüm senaryosu değil, adamın sırtındaki çantaydı. Hiç bakmadan çantayı omuzlarımdan geçirip önüme astım. Sırtımdaki kamp çantası kadar olmasa da ağırdı.
Artık buradan uzaklaşabilirdim. Bir hayvanla, hatta daha kötüsü bir insanla karşılaşmak istemiyordum.
Şehirlerin yerle bir olmasının ardından insanlar güvenli yerlere göç etmişti. Benim tercihim ormanlar olmuştu. Ormanlar hem saklanmak için uygundu hem de huzurlu hissettiriyordu.
Ormanlar benim yuvamdı.
Güneş ağaçların arasından batarken çadırımı yüksek bir alana kurmayı başarmıştım. Gökyüzü turuncudan laciverte dönüyordu.
Çadırımı her zaman orman içine kurardım. Heyelan riskini göze alamazdım. Fırtına için bile iyi bir seçenekti. Bir tek depremden kaçamıyordum.
Karanlık çökmesine rağmen tepenin açık kısmına doğru yürüyüp